|
||
| Türktekin:''Bu çıplak arama değil, düpedüz işkencedir!'' | ||
| Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Av. Türktekin, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Medya A.Ş. eski Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker'in gözaltındayken polis tarafından çıplak aranmasına sert tepki gösterdi | ||
| Gündem Haberi | ||
|
||
| |
||
Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Av. Meryem Türktekin, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde (İBB) yolsuzluk iddiasıyla açılan davada, Medya A.Ş. eski Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker'in gözaltındayken polis tarafından çıplak aranması iddiaları üzerine açıklama yaptı. Av. Türktekin, çıplak aramaya sert tepki göstererek Adalet Bakanlığı'na seslendi, ''Mevzuatımızın açık hükümlerini yok sayarak bu hukuksuz uygulamaları gerçekleştirdiği iddia edilen, olayda kasten veya ihmalen sorumluluğu bulunan tüm kamu görevlileri tespit edilmeli; haklarında derhal etkili, bağımsız ve tarafsız soruşturma başlatılmalıdır'' dedi. Türktekin, yaptığı yazılı açıklamasında şu ifadelere yer verdi; ''Eski Medya A.Ş. Genel Müdürü Fatoş Pınar TürkerToplum olarak uzun zamandır tutukluluğun ülkemizde peşin bir cezalandırma aracına, bir intikam mekanizmasına dönüştürülmüş olmasını eleştiriyoruz. Evet, bu çok haklı ve büyük bir yara. Fakat bu hafta İstanbul’da bir mahkeme salonunda yankılanan bir feryat, hepimize çok daha korkunç bir gerçeği, bunun buzdağının sadece görünen kısmı olduğunu bir kez daha gösterdi. Buzdağının Altında Ezilen İnsan Onuru Eski Medya A.Ş. Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker’in mahkeme salonunda anlattığı, çıplak arama ile ilgili herkesi ağlatan o anlar, bugün duyup yarın unutabileceğimiz bir sanık savunması değildir. Zapta geçen o beyanlar, bir hukuk devletinin, insan haklarının ve en önemlisi insan onurunun o gözaltı odalarında nasıl fütursuzca ayaklar altına alınabildiğini gösteren son derece ağır iddialardır. Bu Bir Usul Hatası Değil, İnsan Hakları Sorunudur Türker’in mahkeme huzurunda anlattığı olaylar doğruysa; iç çamaşırının indirilmesi, cinsel organın açtırılması ve eğilme talimatı gibi fiiller, işkence suçu oluşturacak nitelikte son derece ağır ve ciddi iddialardır. Bu tür eylemler "görevi kötüye kullanma" gibi hafifletici bir kılıfa sığmaz. Bir şüphelinin bir polis memuru tarafından böyle bir uygulamaya zorlandığı yönündeki bir iddia, doğruluğunun tespiti halinde TCK m. 94 kapsamında işkence suçunu oluşturabilecek ağırlıktadır. Taraf olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesi, işkence yasağını mutlak bir hak olarak tanımlar ve bu hak hiçbir koşulda sınırlandırılamaz. Bu nedenle AHİM içtihatlarında gereksiz ve aşağılayıcı şekilde yapılan çıplak aramalar, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele olarak değerlendirilmektedir. Keza Birleşmiş Milletler’in ceza infaz kurumlarına ilişkin insan hakları standartları da tutuklu ve hükümlülerin insan onuruna saygı gösterilmesini zorunlu kılar. Anayasamız ve mevzuatımız da bu konuda son derece nettir. Kolluğun keyfi hareket etmesini önlemek için kesin kurallar koymuştur. Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği’ne göre, sıradan bir üst aramasında dahi yapılan aramanın sebepleri ve aranan şeyin ne olduğu ilgiliye açıklanmak zorundadır. Mevzuat ile İddia Edilen Uygulama Arasında Uçurum Var Çıplak arama içinse şartlar çok daha katıdır. Çıplak arama ancak istisnai ve çok sınırlı koşullarda yapılabilir. Türker’in anlattıkları bu standartların açıkça ihlal edildiğine ilişkin ciddi iddialar içermektedir. Peki, iddialarda karşımıza çıkan manzara nedir? Gözaltındaki bir kadından üstünü çıkarttırdıktan sonra altını ve iç çamaşırını da indirmesinin istenmesi, "cinsel organını aç, arkanı dön, eğil" gibi akıl almaz talimatlar... Eğer olay anlatıldığı şekilde gerçekleşmişse, burada artık sadece usul tartışmasından söz edemeyiz. Bir kadının bedensel mahremiyetinin ihlal edildiği, aşağılandığı ve ruhsal bütünlüğünün zedelendiği yönünde son derece ağır bir durum var. Hukuk da, vicdan da böylesine ciddi iddiaların üzerinin örtülmesine izin vermez. İddialar Sadece Çıplak Aramayla Sınırlı Değil İşin daha da acısı, bir kadının, bir annenin maruz kaldığını anlattığı bu muamelenin ardından savcılık aşamasında da çocuklarıyla tehdit edildiğini ileri sürmesidir. Bunlar bir hukuk devletinde son derece ciddi biçimde araştırılması gereken iddialardır. Zira bir insanı evladıyla, ailesiyle ve insanlık onuruyla köşeye sıkıştırarak ifade almaya çalışmanın adı hukuk değildir. Dolayısıyla bir annenin çocuklarıyla tehdit edilerek ifade vermeye zorlandığı yönündeki iddia da en az çıplak arama iddiası kadar ağırdır. Eğer doğruysa, bunun hukuken mazur görülebilecek hiçbir tarafı yoktur. İşkence İddiaları Kurumsal Açıklamalarla Geçiştirilemez Emniyet ve Başsavcılık makamları jet hızıyla "mevzuata aykırılık yoktur, iddialar asılsızdır" açıklamaları yapıyor. Oysa işkence ve kötü muamele iddialarında devletin görevi yalnızca kurumsal açıklamalar yapmak değil, gerçeği ortaya çıkarmaktır. İşkence iddiaları kurumsal savunmalarla, basmakalıp yalanlamalarla geçiştirilebilecek iddialar değildir. Hukuk devleti, kolluğun kurumsal beyanına değil; o aramanın neden gerekli görüldüğüne, kanunun öngördüğü şartların oluşup oluşmadığına, makul şüphe bulunup bulunmadığına ve tüm sürecin kayıtlarına bakar; bakmak zorundadır. Zira Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin yerleşik içtihatlarına göre, bir kişi gözaltında veya devletin denetimi altında bulunduğu sırada kötü muamele gördüğünü ileri sürüyorsa, bunu ortaya koymak yalnızca mağdurun görevi değildir; devlet bu iddiaları etkili ve bağımsız bir soruşturmayla açıklığa kavuşturmakla yükümlüdür. Dolayısıyla "Tutanakta şikayeti yoktur, imzası var" demek, gözaltındaki bir insanın özgür iradesiyle hareket ettiğini ortaya koymaya yetmez. Üstelik isnat edilen suçların niteliği dikkate alındığında, bu denli ağır bir müdahaleyi gerekli kılan somut olguların ve makul şüphe sebeplerinin neler olduğu da anlaşılamamaktadır. Kaldı ki, sabahın erken saatlerinde henüz pijaması üzerindeyken evinden gözaltına alınan ve polislerin yanında üzerine bir pantolon geçirebilen bir kişi bakımından, çıplak arama yapılmasını zorunlu kılan şartların nasıl oluştuğu da açıklanmaya muhtaçtır. Bu nedenle, söz konusu uygulamaya hangi somut gerekçelerle başvurulduğu kamuoyuna açıklanmalı ve kamu vicdanı rahatlatılmalıdır. Yetkililerce bu iddialar yalanlanmış olsa da biliyoruz ki bu ülkede çıplak arama, işkence ve kötü muamele iddiaları ilk defa gündeme gelmemektedir. Kimse sanmasın ki cezaevlerinde ve gözaltı merkezlerinde yaşanan hukuksuzluklar yalnızca o duvarların arasında kalıyor. Bu tür iddialar yalnızca kamuoyunda tartışılmıyor; siyasetçilerin, hukukçuların ve mahkemelerin önüne de geliyor. Kimi zaman Anayasa Mahkemesi'nin, kimi zaman da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin gündemine taşınıyor. Ve acıdır ki yalnızca mağdurlar değil, bundan tüm ülke zarar görüyor; hepimizin devlete, adalete ve iyiliğe olan inancı sarsılıyor. İnsan Onuru Devletin Takdir Yetkisine Bırakılamaz Duayen hukukçu, rahmetli hocamız Faruk Erem'in dediği gibi: "Suçluyu kazırsanız, altından insan çıkar." Çünkü devletin büyüklüğü, sahip olduğu güçle değil; o gücü kullanırken gösterdiği adaletle ölçülür. İnsan onurunu koruyamayan bir sistem, suçla mücadele ettiğini söylese bile adaleti tesis edemez. Bu yüzden adalet, suçu yargılarken insanı unutamaz; ve asla unutmamalıdır. İşkence yasağı, devletin vatandaşına verdiği bir lütuf değil, medeniyetin asgari şartıdır. Bir hukuk devletinin gerçek sınavı, en güçlü olduğu anda bile en savunmasız insanın onuruna ne kadar saygı gösterdiğidir. Bu nedenle işkence yasağı, hukuk devletinin en temel kırmızı çizgisidir. Gelecek Partisi Olarak; Biz insan haklarını ve insan onurunu her türlü siyasi mülahazanın üzerinde, dokunulmaz bir kale olarak görüyoruz. Tutuklu ve hükümlü insanların adli sıfatı veya suçlamasının ne olduğu, görüşü ya da düşüncesi bizi ilgilendirmez. Biz, devletin koruması ve gözetimi altındaki her bireyin insan onuruna yakışır muamele görmesinden sorumluyuz. Dün Gazze'li çocukları savunan aktivistlerin şahsında, bugün Pınar Türker'in şahsında somutlaşan bu ağır iddiaların peşini bırakmayacağız. Meclis'te, adliyelerde, her yerde bunun yapılamayacağını yüksek sesle dile getirmeye devam edeceğiz. Adalet Bakanlığına Sesleniyoruz; Mevzuatımızın açık hükümlerini yok sayarak bu hukuksuz uygulamaları gerçekleştirdiği iddia edilen, olayda kasten veya ihmalen sorumluluğu bulunan tüm kamu görevlileri tespit edilmeli; haklarında derhal etkili, bağımsız ve tarafsız soruşturma başlatılmalıdır. Türkiye, insan onurunun ayaklar altına alındığı karanlık dehlizlerden çok çekti. Daha fazlasının çekilmesine asla müsaade edilmemelidir. Bu ülkenin geleceği, adliyelerin ve emniyet binalarının kapalı odalarında insanlık onuru çiğnenen kadınların feryatlarında değil; annesinin eve dönüşünü bekleyen o genç kızın gökyüzüne fırlatacağı mezuniyet kepinde saklıdır. İnsan onurunu korumayı bilmeyen bir sistemin adaleti, adaleti tesis edemeyen bir devletin geleceği olamaz!
|
||
|
||
| Etiketler: Türktekin:''Bu, çıplak, arama, değil,, düpedüz, işkencedir!'', |
|
|
||
|







